Üniversite-Sanayi İş birlikleri ve Ülkemizdeki Gelişimi

Güncelleme tarihi: 9 Eki 2020


Av. Deniz Merve ERSOY PINAR, LL.M.



Değişimin süratine ayak uydurmaya çalıştığımız şu günlerde tüm Devletler kendi refah seviyelerini yükseltmek için eğitim, sağlık ve ekonomi alanlarında bir mücadele içindeler. Elbette ki bu mücadelenin galibi bilgiye sahip olan ve teknoloji üretebilen eğitim seviyesi yüksek toplumlar olacak. Bu noktada da bilgiye sahip olmak ve sahip olunan bu bilgiyi teknoloji ile üretime dönüştürebilmek için üniversiteler ve sanayi arasındaki iş birliğine ne denli ihtiyaç olduğunu söylemeye gerek yok.

Covid-19 salgının yaşandığı şu günlerde bilgiye ulaşmanın ne kadar elzem olduğunu ve gösterilen çabanın büyüklüğüne rağmen gerçek bilgiye ulaşmanın ne kadar zor olduğunu bir kez daha görmüş olduk. Bu noktada AR-GE’nin önemini bilimle çok da ilgilenmeyen insanlar dahi iliklerine kadar fark etmiş oldular. Öte yandan bilginin de yalnız başına beklenen faydayı sağlamayacağını, yapılan araştırmalar sonucu elde edilenler bir ürüne dönüşemediği sürece sorunlara çare olmadığını da hep beraber yaşayarak öğreniyoruz.

Bir toplumun gelişmişlik düzeyini yükseltmesi ve kalkınması üniversitelerdeki mevcut bilgi birikimi ve yetişmiş insan gücü ile sanayinin tecrübesi ve finansal gücünün sistematik olarak bir araya getirilmesiyle mümkün olabilir. Fakat bunu sağlayabilecek üniversite-sanayi iş birliklerinin kurulması her ne kadar çok yeni bir kavram olmasa da ülkemizde ancak ve henüz bazı sektörlerden başlayarak yeni yeni oturmaya başladı.

Türkiye’de tarihsel olarak üniversite-sanayi ilişkisi oldukça zayıf ve iş birliği mekanizmaları da ağırlıklı olarak geleneksel yöntemlere dayanmaktaydı. Ancak son 20 yılda çıkartılan mevzuat, iş birliğinin gelişmesi için kurulmuş yapıların uygulama ve programları ve çeşitli Kurumlarca verilen teşvik, destek, fon ve vergi avantajları sayesinde iş birliklerinin artış gösterdiğini ve olumlu çıktıların alınmaya başlandığını söylemek yanlış olmaz.

Üniversite-sanayi iş birlikleri, Devlet Planlama Teşkilatının Kalkınma Planlarında uzun yıllardır yerini alıyor. Her ne kadar 60’lı yıllarda hazırlanmaya başlanan 5 yıllık kalkınma planlarının ilk metinlerinde açıkça üniversite-sanayi iş birliği kavramına yer verilmese ve pek bir ilerleme de kaydedilmese de TÜBİTAK’ın kurulmasıyla araştırma ve teknoloji geliştirme noktasında temel adımların atılmaya başlandığını, üniversite ve sanayi arasında yeterli iş birliğinin geliştirilemediğinin farkına varıldığını görüyoruz. Ancak 70’li yıllarda en azından ülkede araştırma yapacak öğretim üyelerinin diğer görevleri sebebiyle araştırmaya vakit ayıramadıklarının ve araştırma yapılacak teçhizatın yeterli olmadığının tespit edildiğini[1]; endüstrileşmek için ileri teknolojilerin ve AR-GE’nin hayati öneminin altının çizildiğini; üniversite-sanayi iş birliğinde teknolojik buluşlarla sanayi arasındaki bağı sağlayacak ve teknoloji transfer faaliyetlerini yürütecek kurumsal yapıların ve üretim teknolojileri geliştirecek altyapı eksikliğinin vurgulandığını görebiliyor ve üniversiteler ile sanayi kesimi arasında yakın ilişki kurma yönünde hedef konulduğunu izleyebiliyoruz[2]. ‘80’li ve ‘90’lı yıllarda yavaş yavaş bu konunun daha fazla gündeme geldiğini de takip etmek mümkün, ancak konunun gerçek önemine vakıf olunması ve somut adımlar atılması çok daha yakın bir zamana rastlıyor.

Günümüz itibariyle gerek Bakanlıkların gerek TÜBİTAK, KOSGEB, TÜSEB ve benzeri kurumlarının destek ve teşviği ile AR-GE ve yenilik projeleriyle, sanayi sorunlarının çözümüne yönelik projelerle, öğrencilerin ve sanayi personelinin bu yönde eğitimi ve sanayi odaklı lisansüstü tezleriyle, sektör, ürün, pazar bazlı sanayi araştırmalarıyla, ortak düzenlenen kongre, çalıştay yahut proje pazarı etkinlikleriyle üniversite-sanayi iş birliğinin güçlendirildiğini görebiliyoruz. Bu noktada başta Araştırma Altyapılarının Desteklenmesine Dair Kanun ve buna dair Yönetmelik kapsamında desteklenen araştırma altyapılarının sanayi ile entegrasyonunun sağlanması yönündeki çalışmalar da bazı sektörlerde daha yoğun olmak üzere hızla ilerliyor.

Ancak üniversite-sanayi iş birliğinin kuvvetli ve hızlı bir şekilde gelişmesinin ve uygulamasının doğru bir şekilde oturmasının esas yolu kamu-üniversite-sanayi iş birliği (KÜSİ) ara yüz mekanizmalarının doğru bir şekilde kurulması ve yürütülmesinden geçiyor. Bu noktada her ilde oluşturulan içinde kamu kurum ve kuruluşlarının, üniversitelerin, kalkınma ajanslarının, Organize Sanayi Bölgelerinin, Teknoloji Geliştirme Bölgelerinin ve Sivil Toplum Kuruluşlarının temsilcilerinin yer aldığı KÜSİ Planlama ve Geliştirme Kurulları, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı bünyesinde oluşturulmuş KÜSİ Çalışma Grubu, Teknoloji Transfer Ofisleri ve Üniversite-Sanayi İş birliği Merkezleri oldukça önemli bir yere sahip. Keza Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu ile kurulan Teknoparkların/Teknokentlerin ne denli önemli olduğunu söylemeye dahi gerek yok.

Bunlar dışında belirtilmesi gereken önemli çalışmalar ise henüz daha yeterince verimli şekilde kullanılmakta olmayan yahut açılmamış olan portallar: Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca, AR-GE ve yenilik kültürünün yaygınlaştırılması ve bu ekosistemdeki paydaşlar arasında iletişim ve iş birliğinin artırılması amacıyla kurulan web tabanlı bir portal olan www.kusip.gov.tr ile yine aynı Bakanlık tarafından ülkemizde temel/uygulamalı araştırma yapan laboratuvarların birbirleriyle ve özel sektör kuruluşlarıyla AR-GE ve inovasyon projeleri bağlamında iş birliği yapabilmeleri ve kaynak kullanımında ortak hareket edebilmeleri hedefiyle yapılan çalışmalar çerçevesinde hazırlanmakta olan www.labs.sanayi.gov.tr portalı bunlara örnek gösterilebilir.

Maalesef birçok sektör açısından oldukça hız kazanmış olan üniversite-sanayi iş birliklerinin TÜSEB projeleri ve şirketlerin üniversitelere yahut araştırmacılara münferit olarak destek verdiği ve akademik destek aldığı yahut belli bir problemin çözümüne dair hizmet aldığı basit modeller göz ardı edilecek olursa sağlık sektöründe yeterince gelişmiş değil. Örneğin henüz ilaç şirketlerinin üniversitelere yahut akademik uzmanlara spesifik bir problemin çözümüne dair girişim sermayesi sağlaması, müşterek mini-lab ve bio-kümelerin kurulması, farklı üniversitelerden uzmanlarla bütünsel bir yaklaşımla üniversite konsorsiyumlarının, akademik ilaç keşif merkezlerinin yahut büyük enstitülerin kurulması henüz gelişmekte olan alanlardır. Her ne kadar İlaç ve Tıbbi Cihaz Sektörü’ne dair hazırlanan hedef ve strateji raporlarında üniversite-sanayi iş birliğinin geçmişe göre daha güçlü olması sektörün güçlü yanları arasında gösterilse de üniversite-sanayi ve kamunun hem kendi içinde hem de birbiri arasında ortak tutum geliştirememesi bir sorun olarak belirtiliyor. Öte yandan raporlarda gösterilen hedeflerin birçoğuna ulaşmak için üniversite-sanayi iş birliğinin arttırılarak katma değeri yüksek ürünlere daha fazla yatırım yapılması; kan ürünleri ve biyoteknolojik ürünler, molekül çalışmaları, yeni formülasyonlar ve yeni dozaj formları gibi alanlarda iş birliğinin arttırılması stratejiler ve eylemler olarak karşımıza çıkıyor. Aslına bakılırsa ülkemizin sağlık atılımı için önemli basamaklardan biri olan milli ilaç geliştirilmesi hedefi de dikkate alındığında üniversite-sanayi iş birliğinin uzun yıllara dayanan ve büyük bütçeler gerektiren daha derin ve büyük ölçekli yapılara dönüşmesinde fayda var.

Sektörden bağımsız olmak üzere üniversite-sanayi iş birliklerinin en önemli fakat en çok sorun çıkartmaya yatkın yönü ise fikri hakların ve bağlantılı olarak gelirin paylaşımı noktası… Fikri hakların transferi ve ticarileştirilmesi konusu ile de çok yakından bağlantılı olan bu konuyu ise genişliği sebebiyle tamamen bir başka yazıya bırakmak sanırız daha uygun olacak.

[1]II. Beş Yıllık Kalkınma Planı (1968-1972); http://www.sbb.gov.tr/wp-content/uploads/2018/11/%C4%B0kinci-Be%C5%9F-Y%C4%B1ll%C4%B1k-Kalk%C4%B1nma-Plan%C4%B1-1968-1972%E2%80%8B.pdf; s.198.) [2]Üniversite ve diğer akademik araştırma kurumlarının çalışmaları teknoloji üretimini arttıracak biçimde yönlendirilecek ve bu kurumların sanayi kesimi ve ekonominin diğer faaliyet dalları ile yakın ilişkisi kurulacaktır.” (III. Beş Yıllık Kalkınma Planı (1973-1977); http://www.sbb.gov.tr/wp-content/uploads/2018/11/%C3%9C%C3%A7%C3%BCnc%C3%BC-Be%C5%9F-Y%C4%B1ll%C4%B1k-Kalk%C4%B1nma-Plan%C4%B1-1973-1977%E2%80%8B.pdf; s.684.)


Güncel Makaleler ve Yazılar