Dermokozmetik İletişimi’nde Sınırlar

Güncelleme tarihi: 9 Eki 2020


Av. Deniz Merve ERSOY PINAR, LL.M.



Dermokozmetik” gündelik hayatımızda hepimizin sıklıkla kullandığı bir kelime. Etimolojik yapısına bakıldığında anlaşılması hiç de zor değil… Kökünü Yunanca’dan alan ve “deri, cilt” anlamına gelen “derma” ve Fransızca’da “güzellik müstahzarı” anlamına gelen “kozmetik” kelimelerinin bir birleşimi… Elbette gündelik hayatta Yunanca, Fransızca kökenlerini düşünerek değil ama “dermokozmetik” denildiğinde ne olduğunu gayet de iyi biliyoruz. Ya da öyle mi?


Gündelik hayatta “dermokozmetik” denildiğinde “cilt güzellik müstahzarı” olarak mı anlıyoruz yoksa cilt problemlerimizi gidereceğimiz bir ilaçtan mı bahsettiğimizi düşünüyoruz üzerinde durup düşünülmesi gereken bir konu. Esasında hukuki olarak kozmetiklerin bir alt alanı olarak düşünülen dermokozmetikler hukuki ismiyle “beşeri tıbbi ürün” yani “ilaç” değiller.


Uygulamada “dermokozmetik” kelimesi dermatoloji tıp dalı ile kozmetik alanlarının birlikte çalışmasıyla ortaya çıkan; genel anlamı ile cildin korunmasında, yaşlılık belirtileri gibi sorunların önlenmesinde ve bir adım daha ileri giderek belirli cilt problemlerinin ve yaşlılık belirtilerinin düzeltilmesinde kullanılan ürünleri ifade eden bir terim olarak kullanılıyor. Terim, bütünleşik kaynağını Avrupa ülkelerindeki kullanımlardan alırken aynı ürünler için ABD’de “farmasötik” yani “ilaçla ilgili olan” kelimesi ile “kozmetik” kelimelerinin birleşiminden yola çıkan “kozmosötik” terimi tercih ediliyor.


Sözün özü; “dermokozmetik” kelimesinin uygulamadaki karşılığı özetle “ilaç gibi kozmetik”… Yani tedavi eden, cilt problemlerini ortadan kaldıran bir takım terkipler için kullanabiliyoruz bu kelimeyi… İşte hukuki anlamda esas sorun da bu noktada çıkıyor. Zira kozmetikler hukuki tanımı gereği “tedavi etme” fonksiyonuna sahip olamıyorlar.


Kozmetik ürünlerle ilgili konuları düzenleyen Kozmetik Kanunu ve Kozmetik Yönetmeliği uyarınca kozmetiklerin halka tanıtımı yasak değil. Bu itibarla aynı ürün grubu içinde kabul edilen dermokozmetiklerin de halka tanıtımının yasak olmadığını kolaylıkla söyleyebiliriz. Ancak dermokozmetiklerin öne çıktığı husus olan “cilt problemlerini önleme”, “cilt problemlerini tedavi etme” gibi alanlarda halka tanıtabilmek için kullanılmak istenecek “sağlık beyanları” için aynı şeyi söyleyebilmek pek de mümkün değil.


Kozmetik Yönetmeliği m.4/1(h) hükmü uyarınca kozmetik ürün “İnsan vücudunun dış kısımlarına; epiderma, tırnaklar, kıllar, saçlar, dudaklar ve dış genital organlarına veya dişler ile ağız mukozasına uygulanmak üzere hazırlanmış, tek veya temel amacı bu kısımları temizlemek, koku vermek, görünümünü değiştirmek, bunları korumak, iyi bir durumda tutmak veya vücut kokularını düzeltmek olan bütün madde veya karışımlarıifade ediyor. Mevzuatımıza göre ise dermokozmetiklerin ayrı bir tanımı yok ve bunlar kozmetik olarak değerlendiriliyor.


Sağlık Beyanı ile Satışa Sunulan Ürünlerin Sağlık Beyanları Hakkında Yönetmelik ve Kozmetik Ürünlerin Tanıtım Faaliyetlerine İlişkin Kılavuz uyarınca ise kozmetik ürünlerin tanıtımlarında; herhangi bir hastalığı tedavi etmek veya önlemek, tedavisine yardımcı olmak, teşhis etmek veya bir fizyolojik fonksiyonu düzeltmek, düzenlemek veya değiştirmeye ilişkin ibareler veya imaların, farmakolojik, immünolojik veya metabolik etkilerin sonucunda, fizyolojik fonksiyonların yenilediğini, düzelttiğini veya değiştirdiğini iddia eden veya ima eden beyanların yahut ilaç etkisine atıfta bulunan beyanların kullanılması yasak. Hal böyle olmakla beraber uygulamada dermokozmetiklerin tanıtımında benzeri beyanlar kullanıldığına da şahit oluyoruz.


TİTCK 2015 yılında yaptığı bir duyuruda, Kurumca yapılan çalışmalar neticesinde birçok kozmetik ürünün ambalajında ya da tanıtımlarında sağlık beyanı veya tüketiciyi yanıltıcı nitelikte ifadeler kullanılarak tanıtım ve satışının yapıldığını tespit ettiğini gündeme getirmişti. Ayrıca Sağlık Beyanı ile Satışa Sunulan Ürünlerin Sağlık Beyanları Hakkında Yönetmelik gereği kozmetik ürünlerin tanıtımlarında sağlık beyanı ifadelerinin kullanılamadığını da yinelemişti.


Aynı duyuruda TİTCK, Cilt Bakım Ürünlerinde; hücreleri ve dokuları yenileyeceği, ciltte oluşmuş yara izlerini ya da hamilelik döneminde ve sonrasında oluşmuş çatlakların görünümünü, derinliğini ve rengini azaltacağı, yok edeceği, iyileştireceği, tedavi edeceği yönünde ifadeler ve imaların, Pişik Önleyici Ürünlerde; oluşmuş pişiği tedavi edeceği, gidereceği, iyileştireceği, azaltacağı, rahatlatacağı ve pişikte etki göstereceği yönünde ifadeler ve imaların, Diş bakım ürünlerinde; gingivit ve benzeri diş eti rahatsızlıklarında etki göstereceği, azaltacağı, gidereceği, tedavi edeceği, rahatlatacağı yönünde ifade ve imaların sağlık beyanı olarak kabul edileceğini de açıkça duyurdu ve bu sağlık beyanlı ifadelerin kozmetik ürün ambalaj ve tanıtım materyallerinde kullanılmaması gerektiğini açıkça örnekleriyle beyan etti. Ancak buna rağmen hala mevzuata aykırı bazı uygulamalara rastlamak mümkün.


2016 yılında ikinci sürümü yayımlanan Kozmetik Ürünler ile Sınır Teşkil Eden Ürünlere İlişkin Kılavuz’da ise uygulamada sürekli kozmetiklerle karıştırılan bir takım ürün gruplarına ilişkin açık bilgilendirme ve düzenlemeler yinelendi. Buna göre mevzuattaki kozmetik ürün tanımından yola çıkarak ürünlerin uygulama şekli, uygulama yeri, temel amacı ve işlevi göz önünde bulundurularak bazı değerlendirmeler yapıldı ve bazı ürün gruplarının kozmetik olmadığı açıkça hüküm altına alındı. Böylece yutulması, solunması, insan vücuduna enjekte edilmesi ya da yerleştirilmesi amaçlanan madde ya da karışımların kozmetik ürün kapsamında değerlendirileyemeceği; zayıflama tabletleri veya içecekleri, nutri/nutra kozmetik gibi isimlerle pazarlanan preparatlar, botulinum toksin, mezoterapi, iğneli silindir, selülit tedavisi uygulamalarında kullanılan ürün gruplarının kozmetik olmadığı açık bir şekilde ortaya konuldu. Varisleri, morlukları, şişlikleri ve yaraları tedavi etmek, tıbbi sorunlardan kaynaklanan kaşıntıları gidermek, akne, saç dökülmesi, sedef, mantar ve atopiyi iyileştirmek ya da bundan korumak amacıyla pazarlanan ürünlerin kozmetik olmadığı ve kendi mevzuatlarına tabi olması gerektiği de açık bir şekilde ortaya konuldu.


Dermokozmetiklere Reklam Kurulu’nun bakış açısı da TİTCK’den farklı değil. Nitekim Reklam Kurulu’nun yerleşmiş içtihatları uyarınca Kozmetik Mevzuatına tabi bulunan tüm kozmetik ürünlerin, insan vücudunun dış kısımlarına uygulanan ve etkileri geçici olan ürünler olması gerekmekte; bu bağlamda tanıtımlarda tedaviye yönelik ve endikasyon belirten ifadelerin, ilgili mevzuatta belirtilen kozmetik ürün tanımını aşacak ve yanıltıcı nitelikte olması sebebiyle, kullanılmaması gerekmektedir.


Kurul, takviye edici gıdalarda izlediği yolun aynısını dermokozmetiklerde de izlemektedir. Başka bir ifadeyle soruşturmalar esnasında tanıtıma konu ürüne ilişkin olarak iddiaların kanıtlanmasını istemekte; iddialar kanıtlanabildiyse ürünün kozmetik değil ilaç kapsamında ruhsatlandırılması gerektiğini ve bu ürünlerin halka tanıtımının mevzuata aykırı olduğunu; eğer iddialar kanıtlanamadıysa da yapılan reklamın yine mevzuata aykırı olduğunu dile getirmekte ve “her koşulda” mevzuata aykırılıktan dolayı ceza vermektedir.


Netice itibariyle, her ne kadar uygulamada dermokozmetiklere ilişkin tanıtımlarda yer yer sağlık beyanlarına yer verildiğini görsek de bu uygulamaların mevzuata uygun olmadığını söylemek mümkün. Her ne kadar hakikaten bazı terkiplerin cilt sağlığına etkisi yadsınamaz olsa da mevzuat gereği sağlık beyanı kullanılamıyor olması sebebiyle bu ürünlerin tüketiciye doğru ve yerinde bir tanıtımla ulaşması noktasında da zorluklar yaşanıyor. Daha açık bir ifadeyle, hala Firmaların ilaç kategorisinde olmayan ve reçetesiz satılabilecek nitelikte olan birtakım ürünlerin -iddialarını karşılayabilmek kaydıyla- sağlık beyanında bulunarak tanıtılabilmesi ve satılabilmesi yönündeki ihtiyacı devam ediyor. Yukarıda anılan düzenlemeler, hakikaten iddialarının arkasında durabilecek köklü firmaları mevzuata uygun davranabilmek uğruna frenlerken; mevzuata uygun davranma konusunda bir motivasyonu olmayan küçük işletmeleri -denetlemeler de yeterli olmadığı için- durdurmadığından; uygulamada mevzuatın sonucu tüketicilerin doğru bilgiye ulaşamaması şeklinde tezahür ediyor.



Bu yazı ilk olarak Workshop Dergi’nin 66. sayısında yayınlanmıştır.

Güncel Makaleler ve Yazılar